Antik Mısır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Antik Mısır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2014 Perşembe

Eski Mısır'da Monizm / Advaita

Not: Kitabım "Mistik Tanrı" Kitapyurdu sitesinde satışa çıktı! Aşağıdaki linkten satın alabilirsiniz.


Eski Mısır (ve Sümerler) ile ilgili konular arasında genellikle popüler olan şeyler 12. Gezegen / Nibiru, Annunakiler, reptilianlar, "piramitler nasıl yapıldı" konusu, "aaa şu kişinin gözü reptilian gibi şu kişinin kaşı E.T. gibi, dünyayı bunlar mı yönetiyor yoksa?" soruları etrafında dönen olgular, günümüzde hiçbir hakiki ejiptoloğun (Egyptologist) ciddiye almadığı, hepsinin de "pseudoscientific" (sahte bilim) olarak kabul ettiği antik astronot uzaylılar hipotezi (Bu hipotezi Erich von Däniken ve Zecharia Sitchin popülerleştirmiştir), tarihsel olarak ne zaman yazıldığı belli olmayan, bulunamayan, "kanal bilgisi" yoluyla birileri tarafından alındığı ya da "ortaya çıkarıldığı" iddia edilip piyasalara sürülen efsanevi "Antik Mısır" bilgi kitaplarıdır. ("Book of Thoth" gibi) Bunlar, ilgilenilmesi keyifli şeyler olabilir. Ben ise "magazinsel" sayılabilecek efsanevi kitaplarla, konularla ve bunun gibi şeylerle değil elimizde gerçekten olan materyallerden çıkarılabilecek felsefi hayat görüşüyle, işin özüyle uğraşmaya çalışmayı tercih edenlerdenim.


Şu ana kadar hep bahsettiğim, neredeyse bütün kültürlerin "gizli" ya da "mistik" metinlerinde bulunan “sonsuz potansiyel” in var olan her şeye dönüşmesi ya da hayat vermesi olgusu, pek çok dinde ve kültürde olduğu gibi, Eski Mısır`da da mevcuttu. Kadim Mısır teolojisini ya da dinini tabi ki tek tip olarak niteleyemeyiz. Nitekim, içinden geçtiği çeşitli dönemlerin ve sosyal çalkantıların etkisi ve anaerkil kültürden ataerkil yapıya geçmenin getirdiği çeşitli sonuçlar, tabi ki felsefelerine ve nihayet dinlerine de yansımıştır. Çeşitli kavramlar ve Tanrılar, zaman içinde ikinci plana atılmış, onların yerine başka tanrılar geçmiştir. Bazı tanrıların önemi artarken bazı tanrılar da önemlerini yitirmeye başlamıştı. Dolayısıyla “Mısır mitolojisi” derken ya da bu mitolojiyle ilgili kavramlar ve “tanrılar” hakkında yazarken, ayrıntılarda oluşan bölgesel, “mezhepsel” veya zamansal farklılıklara değil, hepsinin buluştuğu ortak noktaya ve ana temaya odaklanmak, bütünü görmek açısından daha faydalıdır.



Her şeyin kaynağı olan sonsuz potansiyel

Kadim Mısır`ın dininde, bütün tanrılardan ve tanrıçalardan önce varolan kozmik ve sonsuz potansiyel kavramı mevcuttu. Bu kavrama özellikle Piramit metinlerinde değinilmiş olmakla birlikte, çeşitli araştırmacılara göre kavram daha da eskilere dayanıyor. Bu potansiyele, diğer pek çok kültürde olduğu gibi ‘kozmik sular” ya da “kozmik okyanus” gibi isimler veriliyordu. Bu kavrama NUN (ya da “Nu”) ismi verilmişti. NUN aslında, başlarda bir Tanrı ya da Tanrıça değildi, her şeye dönüşme potansiyelini içinde barındıran yahut her şeyi, tanrıları bile “doğurmaya” gebe kozmik bir potansiyel olarak niteleniyordu ve herhangi bir kişilikten uzaktı, kavramların, sıfatların ötesindeydi. Bu nedenle, bu kavrama “derin karanlık” yahut “kaos” gibi nitelikler de yakıştırılmıştır. Tıpkı Hintteki Nirguna Brahman, İbn Arabi`deki “Mutlak”, gnostisizmdeki “Pleroma” kavramları gibi. Aynı kavram Sümerler'de "Nammu" olarak adlandırılır. 


                               Bütün her şeyi, tanrıları bile içinden çıkaran, “doğuran” NUN

NUN kavramının dişiliği ya da erkekliği de mevcut değildi. Öyle ki aynı kavram, NUN (erkek) olarak da NUNET (dişi) olarak da ifade edilebiliyordu. Daha sonraları, işin içinde biraz daha sembolizm katılmaya başlayınca NUN ile NUNET(ya da Naunet), yan yana sanki birbirlerinden ayrı kavramlarmış gibi kullanılmaya başlandı. NUN, sakallı mavimsi yeşilmsi renge sahip bir Tanrı şeklinde, NUNET ise yılan kafalı bir kadın (Tanrıça) biçiminde betimlenmeye başlandı.





                                                       Kozmik okyanusu simgeleyen NUN


           Aslında hemen her kültürde olduğu gibi, Antik Mısır`da da, daha felsefi, soyut ve kavramsal olan çeşitli terimler, dönemin filozoflarına ve başrahiplerine hitap ediyordu. Bu felsefi kavramlar ve terimler, çoğunluğa doğru yayıldıkça yani geniş halk kitlelerine ulaştıkça, daha efsanevi ve somut çeşitli olgulara dönüşüyordu: Tanrılar ve tanrıçalar gibi. Böylece bu kavramların, halk kitleleri tarafından anlaşılabilirliği de artmış oluyordu. Nitekim Hint`te de, Upanishadlar denilen daha felsefi ve mistik kutsal metin derlemesi, genelde eğitimli filozoflara ve başrahiplere hitap ederken, başka bir kutsal metin derlemesi olan Puranalar, masalsı ve somut anlatımla geniş halk kitlelerine hitap eder. Örneğin Upanishad`larda anlatılan derin felsefi kavramlar Puranalarda tanrılara, tanrıçalara, yarı tanrılara(Devalar) ve bunlar arasındaki çeşitli hikayelere dönüştürülerek, en azından bir ölçüde geniş halk kitleleri tarafından anlaşılması sağlanır. Kadim Mısır`da da durum bundan farklı değildi. Nun, Atum, Ra gibi kavramlar, başrahiplerden çıkıp geniş halk kitlelerine yayıldıkça daha masalsı, daha efsanevi ve mitolojik bir yapıya büründü.


        Gözden kaçırılmaması gereken ayrıntı şudur: Hint`te, Gnostisizmde, İbn Arabi ekolü Tasavvufta ve daha pek çok kültürde olduğu gibi, Antik Mısır`da da “yoktan yaratılış” yahut “hiçten yaratılış” şeklinde bir olgu yoktur, bunun yerine kozmik bir potansiyelin ya da bir “kaos” un var olan her şey haline gelmesi ya da tezahür etmesi söz konusudur.

Benzer kavramların ve öz felsefenin pek çok kadim kültürde yer alması ayrıca bilimsel anlamda günümüz kozmolojisinin de, “Big Bang” gibi, jargon farklı olsa da, bu anlatılanlara genel olarak benzer teorilere sahip olması hem şaşırtıcı hem de anlamlıdır.

Kaosun kendi içinden düzeni yaratacak duruma gelmesi: Atum

Sonsuz potansiyel ve kaos durumundaki NUN`un, kendi içinde “aktivize” olup “potansiyel” olmaktan çıkarak düzeni doğurmasını sağlayan yahut doğuracak hale gelmesine neden olan kozmik enerji, ATUM olarak adlandırılırdı. Sonsuz potansiyel ve kaos, potansiyel olmaktan çıkıp, “her şey” haline gelmeye hazır bir enerji olarak nitelik değiştirince, o potansiyel her şeyi içermiş olan bir “bütünlük” halinde düşünülmeye başlandı. Atum kavramını, Hint`teki bütün her şeyi içeren “Mahat Tattva” kavramına benzetebiliriz. Modern kozmolojide ise, daha sonra şişerek ve “patlayarak” her şey haline gelen başlangıçtaki, “primal atom” konumunda olan tekillik (singularity) noktasına benzetebiliriz. “Atum” sözcüğü günümüzde maddenin en küçük yapı taşı olarak nitelenen ya da daha doğru bir deyişle, atom parçalanmadan önce bir zamanlar o şekilde nitelenen “atom” sözcüğünün de kökenidir. Tıpkı NUN kavramı gibi, ATUM sözcüğü de başlarda belli bir kavramı, olguyu karşılayan bir ifade iken zamanla Tanrı olarak sembolize edilmeye başlanmıştı.

Atum, Tıpkı Hint`teki Saguna Brahman (kişiliğe ve sıfatlara bürünmüş Brahman), Gnostisizm`deki Sophia, İbn Arabi ekolü tasavvuftaki “hakk” kavramı gibi; tanımlanamaz, mutlak potansiyel ve kaosun içinden çıkan, belirli şekillerde “davranan” yani düzeni oluşturmaya hazır nitelikte bir enerjidir. Atum, potansiyelin gerçekliğe yani evrene dönüşmesinden sorumlu olduğu için daha sonraki dönemlerde Eski Mısır`da baş tanrılardan biri konumunda görülmüştür. Özetlersek, o sonsuz gizem noktası/kişiliksiz sonsuzluğun, varlığa her şeye dönüşmeye hazır olma durumu ATUM sözcüğü ile belirtilir.



Ozan